|
Amerikan Devlet Adamları İslam'ı
Övüyor
Amerikan devlet adamlarının İslam ile terör arasında
herhangi bir bağ olmadığının farkında olmaları, İslam'ın nasıl
bir din olduğunu tanımalarının bir sonucudur. Bu kişiler İslam'ı
tanıdıkça doğal olarak İslam'a hayranlık duymakta ve bu duygularını
konuşmalarında sık sık dile getirmektedirler. Bu, özellikle son
üç yönetim döneminde dikkat çekici bir hal almıştır. Böylece Soğuk
Savaş sonrasında birtakım teorisyenler tarafından ortaya atılan,
'ABD'nin yeni hedefi İslam olacak' iddiası da geçersiz hale gelmiştir.
Ancak burada önemle vurgulanması gereken bir nokta
vardır: ABD'nin ulusal çıkarları doğrultusunda, Müslüman dünyasına
yönelik aldığı bazı siyasi kararlar, uluslararası politika ve
stratejiler ışığında incelenmeli, bu kararlar ile Amerikan yöneticilerinin
ve halkının İslam'a duydukları ilgi karıştırılmamalıdır. Konunun
bu kitapta ele alınan yönü, Amerikan devlet adamlarının ve halkının
son yıllarda İslam'a yakınlaşmaları, İslam'ın Amerika'da sürekli
gündemde olan bir konu haline gelmesi ve bunların bir sonucu olarak
Amerika'da İslam'ın hızla yükseliyor olmasıdır. Kuşkusuz bu, çok
olağanüstü ve tarihi bir gelişmedir. Ve bu açıdan düşünüldüğünde
bütün Müslümanların şevkini, neşesini ve heyecanını artıracak
bir durumdur.
Daha önce de belirttiğimiz gibi
Amerikalı Müslümanlarla yönetim arasındaki yakınlaşma, 90'lı yıllarda
başlamış ve Clinton döneminde yoğunluk kazanmıştır. Konuşmalarında
İslam'ı ve Kuran ahlakını övmeye başlayan Clinton, İslami bayramlarda
Beyaz Saray'da verdiği davetlerle de bir ilke imza atmıştır. Amerikan
üst yönetiminin Müslümanlar için iftar yemeği davetleri düzenlemesi
de ilk defa Clinton döneminde gerçekleşmiş ve daha sonra bir gelenek
halini almıştır. Clinton'ın İslam ahlakından bahsederken önemle
üzerinde durduğu konulardan birisi, İslam'ın ahlaki değerlerinin
Batının ahlaki değerleri ile örtüşmesidir. "Aileye, topluma, inanca
ve iyiliğe olan bağlılık gibi (İslami) değerler Batının idealleri
ile uyum içerisindedir"47 sözleri ile bu konudaki
düşüncelerini aktaran Clinton, bir başka konuşmasında ise şunları
dile getirmektedir:
Amerika'da İslam'ı memmuniyetle
karşılıyoruz. İnsanlara aile kavramına değer vermeyi, merhametli
olmayı ve kişinin kendisini kontrol altında tutmasını öğreten
değerleri ile İslam ülkemizi zenginleştirmektedir.48
|



Amerikan yönetiminin son yıllarda
İslam'a olumlu yaklaşmaya başlamasının önemli göstergelerinden
birisi de Amerikan Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan
internet sitesidir. Bu sitede Amerikan Müslümanları ile
ilgili bilgilerin yanı sıra, İslam ile igili detaylı bilgi
edinmek isteyenlerin başvurabileceği kaynaklara da yer verilmektedir.

New York eski Belediye Başkanı Giuliani
'İslam çok güzel bir din' sözleri ile İslam ile ilgili düşüncelerini
dile getirmektedir.
|
Bir başka konuşmasında ise Clinton Amerika için İslam'ın
son derece değerli olduğunu şu sözlerle anlatmaktadır:
Amerika, aileye bağlılık, ihtiyaç
içinde olanlara merhamet edilmesi, farklılıklara saygı gösterilmesi
gibi İslami değerler ile daha da güçleniyor.49
Beyaz Saray'da Müslümanları kabul etme geleneğini
başlatan Hillary Clinton ise, Müslümanlara verdiği bir bayram
daveti esnasında, İslam'ın hayranlık duyduğu yönlerini şu şekilde
belirtmekteydi:
Aile ve toplum sevgisi, karşılıklı
saygı, eğitime değer verilmesi ve hepsinden önemlisi barış içinde
yaşamak için gösterilen gayret... Bu değerler hem bireyler olarak
bizleri hem de millet olarak Birleşik Devletleri güçlendiren değerlerdir.50
ABD Dışişleri eski Bakanı Madeleine
Albright
|
Dönemin
Dışişleri Bakanı Madeleine Albright ise, State Magazine dergisinde
yayınlanan 'Learning More About Islam' (İslam Hakkında Daha Çok
Öğrenmek) başlıklı yazısında çok önemli bir noktaya işaret etmiş
ve Amerikan halkının İslam'ı öğrenmesi gerektiğini bildirmiştir.51
Albright'ın konuya verdiği önem, bakanlık yetkililerinin bu konuda
özel çalışmalar yapmalarını sağlamıştır. Bakanlık tarafından hazırlanan
bir raporda halkın İslam hakkında bilinçlendirilmesinde hangi
araçların kullanılacağı ise şu şekilde aktarılmıştır: "... Eğitim,
bireyden bireye bilgi alışverişi, kitle iletişim araçlarının bu
konuda bilgilendirici haberler yayınlaması ve film endüstrisinin
de tabloyu doğru olarak halka aktarması."52
Amerikan Müslümanlarının liderlerinden
İmam Abdullah, Beyaz Saray'da konuşma yaparken.
|
Amerikan yönetiminin halka İslam'ın doğru öğretilmesi
gerektiği yönündeki tespiti son derece önemlidir. Kitabın ilerleyen
sayfalarında da göreceğiniz gibi, özellikle 11 Eylül'den sonra
buna hız verilmiş, gazeteler, televizyonlar ve diğer kitle iletişim
araçlarında İslam'ı tanıtan haberler, programlar ve araştırmalar
yer almıştır.
Başkan Bush'un Müslümanlarla yakınlaşması ise seçim
kampanyası döneminde başlamıştır. Kendisinin de dindar olduğu
bilinen George Bush, kampanyası boyunca Amerikalı Müslümanların
büyük kısmından destek almıştır. Bu nedenle Müslüman topluluklar
ile hep diyalog içinde olmuştur. 11 Eylül saldırısı ise, Bush'un
Müslümanlara duyduğu bu yakınlığı daha sık vurgulamasına, vatandaşlarına
İslam'ı doğru algılayıp Müslümanlarla iyi ilişkiler kurmaları
için sık sık hatırlatmalarda bulunmasına vesile olmuştur. Bush'un
İslam'ı öven konuşmalarından birisi şöyledir:
İslam Kuran'da bildirildiği
gibi tek bir Allah'a ibadet etmeyi emreden kutsal bir dindir.
İnsanlara sadakanın, merhametin ve barışın önemini öğretir. Sayıları
milyonları bulan Müslümanlarla, bugün Amerika'da İslam en hızlı
büyüyen dinlerden birisidir... Kuran'da şöyle buyrulur: 'İyilik
yüzünüzü doğuya veya batıya çevirmeniz değildir. İyilik Allah'a
iman etmektir.'53
Amerikan Yönetiminin İftar
Davetleri
Amerikan yönetimi ile Amerikalı Müslümanlar arasındaki
yakınlaşmayı gösteren diğer önemli gelişmelerden birisi de son
yıllarda Amerikan yönetimi tarafından gelenek haline getirilen
iftar davetleridir. Bu davetlerin her biri Müslümanlarla Amerikan
yönetimi arasında önemli bir diyalog fırsatı olmuştur. Müslümanların
Beyaz Saray'da ağırlanması geleneği ilk olarak Clinton döneminde,
Hillary Clinton'ın öncülüğünde, İslami bayramlar vesilesi ile
başlamış, Müslümanlar bayram tebriği için Beyaz Saray'a kabul
edilmişlerdir. 2001 yılında ise ilk defa Müslümanlar bir Amerikan
Başkanı tarafından organize edilen iftar yemeği için Beyaz Saray'a
konuk edilmişlerdir.
Amerikan Dışişleri Bakanlığında, Dışişleri Bakanının
katılımıyla gerçekleştirilen iftar davetleri ise, daha önce de
belirttiğimiz gibi Madeleine Albright döneminde başlatılmıştır.
Müslümanlarla Amerikan halkı arasındaki ilişkinin geliştirilmesi
üzerinde duran ve bunun için çeşitli projelere destek veren Albright,
verdiği iftar davetlerinin de bu açıdan çok önemli olduğunu sık
sık vurgulamıştır. 2000 yılının Ramazan ayında verdiği ikinci
iftar davetinde Madeleine Albright bu çalışmalarını şöyle anlatmıştır:
Sizleri Dışişleri Bakanlığında
ağırlıyor olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Pek çoğunuzun da
bildiği gibi, ilk defa geçtiğimiz yıl bir iftar yemeğinde burada
biraraya gelmiştik ve umarım bu yıllarca devam eden bir gelenek
haline gelir. Ramazan ayı ve oruç, Müslümanlara Allah'ın varlığını
ve Muhammed Peygamber (sav)'in mesajının gücünü bir kez daha hatırlatır...
Geçtiğimiz yıldan sonra Dışişleri Bakanlığının 'Amerika'da İslam'
adlı bir internet sitesini hizmete açtığını söylemekten gurur
duyuyorum. Bu sitenin amacı, İslam'ın Amerika'nın günlük hayatında
etkili bir pozitif güç haline geldiğinin ve Amerikalı Müslümanların
güvenlik, ekonomi ve vatanımızın özgürlüğü gibi konularda gün
geçtikçe daha büyük rol oynamaya başladıklarının halkımız tarafından
öğrenilmesini sağlamaktır... Aynı şekilde Müslüman topluluklarla
başlattığımız bireysel ve uluslararası programlar da hayati bir
önem taşımaktadır. Bu girişimler, seçkin Müslümanların ülkemize
gelip fikir alışverişlerinde bulunmalarını teşvik edecektir...
Bu arada genç Amerikalı Müslümanların Bakanlığımızın çalışmalarına
katılıp, yeteneklerinden bizleri de faydalandırmalarını ısrarla
teşvik ediyoruz... Bununla birlikte Dışişleri Bakanlığında ve
diğer devlet dairelerinde çalışanların İslami kuralları ve gelenekleri
öğrenmeleri için özel eğitim programları düzenliyoruz. Geçtiğimiz
bir iki yıl boyunca, doğru cevabı bulabilmek için önemli girişimlerde
bulunduk. Bir diyalogu başlattık ve genişlettik. Ama hala yapılması
gereken çok şey var. Amerikalı Müslümanların, Amerikan politikasını
yönlendirenlerle ilişkiye geçmeleri hayati önem taşıyor. Dahası
onların bu politikayı belirleyen kişiler haline gelmeleri gerekiyor.54
Görüldüğü gibi Amerikan Dışişleri Bakanlığı, Müslüman
toplumu ile Amerikan halkı ve yönetimi arasında bir nevi köprü
vazifesi görmüş ve İslam'a duyulan ilginin artmasında öncü rol
oynamıştır. Bu konuşma İslam'ın Amerika'da ne derece etkin bir
pozisyona geldiğini göstermesi açısından da dikkat çekicidir.
Bundan on yıl öncesinde Amerikalı Müslümanlar, kendi içlerine
kapalı bir sosyal yaşam sürerken, üstelik günlük hayatlarında
pek çok zorlukla karşılaşırken, şimdi artık Amerika'nın Dışişleri
Bakanı tarafından Amerikan politikasını yönlendiren kişiler olmaya
davet edilmektedirler.
|

Müslümanlar ilk defa Hillary Clinton
döneminde Beyaz Saray'a Ramazan Bayramı kutlamaları için
davet edildiler. Clinton dönemi boyunca devam eden bu davetlerin
sonuncusuna Bill Clinton ev sahipliği yaptı.

Madeleine Albright dönemi
Amerikan Dışişlerinin Müslümanlarla en yakınlaştığı dönemlerden
birisi oldu. Dışişleri Bakanlığı tarafından verilen iftar
yemekleri de bu dönemde gelenekselleşti.
'İslam'ı Daha Çok
Öğrenmek' başlıklı yazısında eski Dışişleri Bakanı Madeleine
Albright, Amerikalıların gerçek İslam'ı öğrenmesinin önemi
üzerinde durmuş ve "Eğer Müslümanların Amerika'yı anlamasını
istiyorsak, Amerikan halkının İslam'ı daha iyi öğrenmesini
sağlamalıyız" demiştir.
|
Albright döneminde başlatılan iftar davetleri, kendisinden
sonra makamını devralan Colin Powell tarafından da devam ettirilmiştir.
29 Kasım 2001 tarihinde Bakanlıkta verilen iftar yemeğinde kısa
bir konuşma yapan Powell, temel olarak şu noktalar üzerinde durmuştur:
Ramazan ayı Müslümanların dua edip
oruç tuttukları bir aydır. Bu yıl aynı zamanda tüm Amerikalıların
da derin düşüncelere daldıkları bir dönem oldu. 11 Eylül trajedisinin
üzerinden henüz üç aydan kısa bir süre geçti ve hepimiz hayatımızı
bir kez daha gözden geçiriyor ve ailemize, toplumumuza ve inançlarımıza
olan bağlılığımızı bir kez daha güçlendiriyoruz. Aslında bu yıl
Ramazan ayı, Müslüman olmayan pek çok Amerikalının da bu zamanın
hayatlarındaki önemli bir süreç olduğunu fark ettikleri bir dönem
oldu. Ancak halen bazı çevrelerin İslam'la ilgili akıllarında
sorular var ve bu durum Müslüman olanların biz Müslüman olmayanlara
pek çok şey anlatabilecekleri bir imkan. Umarım hepiniz ülke çapında,
Müslüman olmayanlara dininizi daha çok anlatmak, sizlerden bir
şeyler öğrenmek isteyen bizlere yardımcı olmak için bunu bir fırsat
olarak görürsünüz. Aynı masada oturduğum kişilerden Hıristiyanlara
ve Yahudilere nasıl ulaştığınızı, onlara hepimizi rahmet sahibi
Allah'ın yarattığını ve birbirimizi sevmemizin Allah'ın bize bir
emri olduğunu anlattığınızı gösteren harika anılar dinledim. Masada
ayırımcılıkla ilgili konuştuğumuz konulardan çok etkilendim. Bu
beni derinden etkiledi, çünkü ben de bir azınlık mensubuyum. Geçmişimi
asla unutmayacağım... Ve bu akşam burada konuştuğumuz konulara
her zaman hassasiyet göstereceğim.55
2001'de Dışişleri Bakanlığı tarafından
verilen iftar daveti sırasında, Colin Powell, "Müslümanların
Amerikan halkına İslam'ı öğretmeleri gerektiğini" belirtmiş
ve bunun için Müslümanları destekleyeceğini bildirmiştir.
|
Müslümanlara verdiği iftar yemekleri ile dikkat çeken
bir diğer yönetim birimi de Savunma Bakanlığıdır. Savunma Bakanlığında
resmi olarak iftar davetleri verilmesi geleneği 1998 yılında başlamıştır.
Genellikle Savunma Bakanı yardımcısı tarafından düzenlenen bu
iftarlara, bakanlıkta ve Amerikan ordusunda görev yapan Müslümanlar
katılmaktadır. 1999 yılında düzenlenen iftar yemeğinde dönemin
Savunma Bakanı Yardımcısı John Hamre şunları söylemişti:
Bu gece buraya davet edildiğim
için gurur duyuyorum. Bundan bir yıl önce, burada Savunma Bakanlığında
bir iftar yemeğinde daha biraraya gelmiştik. Beni ikinci defa
böyle bir organizasyona davet etmiş olmanız bana şeref verdi.
Size minnettarım. Geçen yıl da söylediğim gibi Luther mezhebine
bağlıyım ve Müslüman değilim, bu nedenle bu gecenin sizin için
ne ifade ettiğini tam anlamı ile kavrayamıyor olabilirim. Ancak
sizin için ne kadar önemli olduğunu anlıyorum, çünkü ben de dindar
bir insanım. Bütün bir gün boyunca kendinizi Allah'a adamanızın
ve sürekli Allah'ı anmanızın ne kadar büyük bir his olduğunu anlıyorum...
Ben anayasamızdaki değerlerin tüm dinlerin ortak değerlerini savunduğuna
inanırım. Anayasada geçen hiçbir söz yoktur ki Müslümanlara ters
gelsin. Aslında bu ideal (farklı dinlerden ve milletlerden herkesin
ABD'de bir arada yaşayabileceği) Kuran'da da yeri olan bir şeydir:
'Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve
bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar
ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin
en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en
ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.'
(Hucurat Suresi, 13)56
Hamre'nin konuşması, hem kendisinin de dindar olduğunu
vurgulaması, hem Müslümanlara karşı gösterdiği yakınlık ve sevgi,
hem de konuşmasında Kuran'dan ayet kullanması açısından çok dikkat
çekicidir. Savunma Bakanlığı tarafından verilen iftar davetinin
üçüncüsü geçtiğimiz yıl, 30 Kasım 2001 günü Savunma Bakanı Yardımcısı
Paul Wolfowitz'in katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Wolfowitz
konuşmasına Endonezya'da büyükelçilik yaptığı zaman öğrendiği,
"Selamün aleyküm" sözleri ile başlamış ve şunları dile getirmiştir:
Amerikan Savunma Bakanı Yardımcısı
Paul Wolfowitz
|
İnançlı Müslümanlar ibadet
etmek ve Allah'a yönelmek için her biraraya geldiklerinde, inançları
bir kez daha pekişir ve asırlar boyunca İslam'ın insanlığa kazandırdığı
büyük değerleri hatırlarlar. Hz. Muhammed oruç tutan bir kişiye
yemek yedirenin Allah katında büyük sevap alacağını söylemiştir.
Bugün bu cömertlik duyguları ile burada toplandığımız için, aldığımız
sevapların zevkini tadıyoruz. Bu hislerimizi diğerleri ile paylaştığımız
için şükrediyoruz.57
Beyaz Saray'da ise ilk olarak Hillary Clinton 1996
yılında Ramazan Bayramı nedeni ile Müslümanları konuk etmiş ve
her davette Müslümanlara önemli mesajlar vermiştir. Ramazan ayının
Müslümanlar için ne ifade ettiğini çalışanların arasında bulunan
Huma Abedin isimli Müslüman bayandan bizzat gözlemleyerek öğrendiğini
söyleyen Bayan Clinton, Müslümanlarla kurulacak diyaloğa özel
önem verdiğini sık sık dile getirmiştir. Hatta 1999'daki kabul
sırasında bunun için dua ettiğini de söylemiştir:
Müslümanların sık sık ettiğini
öğrendiğim şu duayı ben de ediyorum: "Sen bize yol göstermedikçe
bizim hiçbir zorluğu aşmamız mümkün olmaz. Allah'ım yalnızca senin
yardımın ile biz zorlukları aşabiliriz." Allah'ın yardımı ve ülkemizde
ve dünyada milyonlarca insanın çalışmaları, cesareti ve umudu
ile daha güvenli, huzur ve barış dolu bir gelecek inşa edebileceğimize
inanıyorum.58
Hillary Clinton tarafından başlatılan bu geleneği,
Beyaz Saray'daki son yılında Başkan Bill Clinton devralmış ve
Ramazan Bayramı'nda Müslümanları o kabul etmişti. Kuran ayetleri
okunarak başlanan toplantıda, Bill Clinton da konuşmasında Kuran'dan
ayetler kullanmış ve sık sık İslam'a duyduğu ilgiyi dile getirmişti:
İmam'ın Kuran'da okuduğu bölümde,
Allah'ın insanları birbirleri ile çatışmaları için değil, tanışmaları
için farklı ırklarda yarattığı bildiriliyordu. Bence bu çok etkileyici.
Tevrat'ta insanların yabancılara yüz çevirmemeleri, bunu yapanın
Allah'ın kanunlarına karşı geldiği anlatılır. İncil'de ise insanlara
komşularına iyi davranmaları söylenir. Ancak Kuran'da Allah'ın
milletleri ve ırkları birbirlerini tanısınlar, düşüncelerini paylaşsınlar
diye yaratmış olduğunun belirtilmesi bence muhteşem bir şey...
Şunu söylememe izin verin, bence dünyanın İslam'dan öğreneceği
çok fazla şey var. Dünyada her dört insandan biri Müslüman. Amerikalılar
üniversitelerde ve liselerde İslam'ı öğreniyorlar. Benim de kızım
lise öğrencisi iken İslam tarihi dersi almış ve Kuran'ın büyük
bölümünü okumuştu. Hatta okuldan geldikten sonra bizleri de bu
konuda eğitiyor ve bize sorular soruyordu. Sizlerden bir kez daha
bu ülke insanlarının sizin dininizi, ibadetlerinizi, geleneklerinizi
daha iyi anlamaları için kendinizi, dininizin değerlerini ve insanlığa
sağladığı katkıları onlara anlatmanızı rica ediyorum. Kuran'da
insanlara, kendilerine nasıl davranılmasını istiyorlarsa başkalarına
da öyle davranmaları gerektiği bildirilmiştir. Ve kendimiz için
istemediğimiz bir şeyi başkaları için de istemememiz ve barış
için çaba göstermemiz....59
Başkan Bush döneminde ise bugüne kadar hiç olmayan
bir şey yaşandı ve Amerikan tarihinde ilk defa Başkan tarafından
bir iftar daveti düzenlendi. Bush'un düzenlediği iftar yemeğine,
Müslüman ülkelerin büyükelçileri ve Müslüman organizasyonların
başkanları katıldı. Başkan'ın davette yaptığı konuşma yine, İslam'ı
öven, farklı inançları diyaloğa ve uzlaşmaya davet eden nitelikteydi:
Ramazan ayı iman eden Müslümanların
dua edip oruç tuttukları bir aydır. Bu gece Allah'ın büyüklüğünü
ve bizlere barış içinde yaşayıp komşularımıza yardım etmemizi
emrettiğini bir kez daha anıyoruz. Bütün dünya bu dinden (İslam)
ve başarılarından faydalanmaya devam ediyor. Ramazan ayı ve önümüzdeki
tatil dönemi, farklı dinlerden insanların birbirlerinden bir şeyler
öğrenmesi için iyi bir fırsat olacaktır. Ve daha çok öğrendikçe,
ne kadar çok ortak noktamız ve inancımız olduğunu keşfedeceğiz.
Bizler ailelerimize değer veriyor, çocuklarımızı seviyor ve koruyoruz.
Allah'ın adaletine güveniyor ve insanların ahlaki sorumlulukları
olduğuna inanıyoruz. Ve gelecekten hepimiz barış bekliyoruz. Ortak
olan çok yönümüz ve birbirimizden öğreneceğimiz çok şeyimiz var.60
Tüm bu iftar yemekleri ve bu yemeklerde verilen demeçler,
Müslümanlarla Amerikan yönetimi arasındaki ilişki açısından son
derece önemlidir ve Müslümanların Amerikan toplumu ve kültürü
üzerinde etkinlik kazanmaya başladığının bir göstergesidir. Amerika'nın
Müslümanlarla ilişkisi bu davetler ve çeşitli görüşmelerle sınırlı
kalmamaktadır. Müslümanlar artık Amerika'nın ayrılmaz bir parçası
haline gelmiştir ve sosyal yaşamın her alanında aktif olarak yer
almaktadırlar. Bunun en anlamlı örneklerinden birisini de Amerikan
ordusunda görev yapmakta olan Müslümanlar oluşturmaktadır.
|



George Bush tarafından verilen iftar
yemeği Beyaz Saray'daki ilk iftar daveti olarak tarihe geçti.
Müslüman ülkelerin büyükelçilerinin ve Amerikan Müslüman
gruplarının liderlerinin katıldığı davette Bush, Amerikan
halkının değerleri ile İslam'ın değerlerinin birebir uyum
içerisinde olduğunu vurgulamıştır. Konuşmasında "Bu gece
Allah'ın büyüklüğünü bir kez daha anmak için buradayız"
diyen Bush, İslam'ın asırlardır insanlara yol gösteren büyük
bir din olduğunu da belirtmiştir.
|
Amerikan Ordusundaki
Müslümanlar
Amerikan
ordusu, Müslümanların gün geçtikçe sayısının arttığı ve varlıklarını
kabul ettirdikleri kurumlardan birisidir. 1990'ların başında 2500
Müslümanın görev yaptığı Amerikan ordusunda, bugün yaklaşık 15-20
bin Müslümanın görev yaptığı bilinmektedir.61
Bu sayının hızla artışında etkin olan iki faktörden birisi, Amerika
genelinde de Müslüman nüfusun sayısında görülen artıştır. Diğer
faktör ise, Amerikan ordusunun Müslüman ülkelerde görev yapan
birliklerinde bulunan askerlerin bu görevleri sırasında İslam'dan
etkilenerek din değiştirmeleridir. Bu sayının sürekli artıyor
olması orduda görev yapan Müslümanların ibadetlerini rahatlıkla
yerine getirebilmeleri için kendilerine çeşitli imkanlar sunulmasını
sağlamıştır. Bunlardan ilki, 1993 yılında bir Müslüman din adamının,
Müslüman askerlere dini konularda yardımcı olması için ordu tarafından
görevlendirilmesidir. Bu, ordudaki Müslümanların varlığının resmi
olarak tanındığının önemli bir göstergesidir. Amerikan ordusu
askerlerinden Albay Herman Keizer 1994 yılında yaptığı bir konuşmada
bu gerçeği şöyle dile getirmektedir: "Bu, son on yıl içerisinde
Müslümanların silahlı kuvvetlerde sayısının gittikçe artığını
göstermektedir ve Amerikan toplumunda Müslümanların sayısının
artmasının doğal bir yansımasıdır... Şu an İslam Amerika'da en
hızlı yükselen dindir."62
|
Amerikan Ordusu
ve İslam
 
Amerikan ordusu içinde farklı dinden kişilerin biraraya
getirildiği bu davette Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz
Müslüman ve Yahudi askerlerle görülmektedir. (solda)
Amerikan Donanmasının ilk Müslüman din adamı Mangi Noel,
göreve başlamak için gerekli sertifikasını alırken görülüyor.
(sağda)

Norfolk Askeri Üssü Müslüman askerler
için bir ibadet merkezinin açıldığı ilk üstür. The Virginian
Pilot gazetesinde yer alan haberde bu merkezin tanıtımı
bulunmaktadır.

26.01.2002 / Akşam

 
Pentagon'da verilen ikinci iftar
yemeğinde Teğmen Abdullah Al-Mubarak konuşma yaparken görülmektedir.
(solda)

|
Bu gelişmeyi, Müslümanlara verilen yemeklerden domuz
etinin çıkarılması, Cuma günü namaz saatinde Müslüman askerlere
namazlarını kılmaları için izin verilmesi, hacca gitmek isteyen
Müslümanlara kolaylık sağlanması gibi Müslüman askerlerin hayatını
kolaylaştıran imkanların sağlanması izlemiştir. Amerikan ordusunun
Müslüman askerlerine sağladığı bu kolaylıklar 1998 yılında The
Washington Post gazetesinde yer alan bir haberde şöyle aktarılmaktadır:
Amerikan Savunma Eski Bakan Yardımcısı
John Hamre
|
Ramazan ayında Müslümanlar
gün boyunca yemek yemiyor ve bir şey içmiyorlar. Komutanlar da
oruç tutan askerlerine, zaman zaman ağır fiziksel egzersizlerden
onları muaf tutmak gibi, gerekli kolaylığı sağlamakla yükümlüler.
Ayrıca oruçlarını bozabilsinler ve isteyenler iftardan sonra toplu
kılınan namazlara katılabilsinler diye çalışma saatlerine esneklik
de getiriliyor.63
Görüldüğü gibi Müslümanlara Amerikan Silahlı Kuvvetleri
genelinde oldukça ilgi gösterilmekte ve ihtiyaçları mümkün olduğunca
karşılanmaya çalışılmaktadır. Bunun önemli nedenlerinden birisi
elbette Amerikan halkının dindar yönüdür. Pek çok Amerikalının
Allah'a olan inancı, özellikle İslami değerleri öğrendikten sonra,
Müslümanlara karşı saygılı ve hoşgörülü bir tavır sergilemesini
sağlamaktadır. Bunun güzel örneklerinden birisi eski Savunma Bakan
Yardımcısı John Hamre'nin yaptığı konuşmada da görülmektedir:
Sanırım Müslümanlar ve Hıristiyanlar
olarak bizler, tek bir Allah'ın hakimiyeti altında yaşamanın ne
demek olduğunu çok iyi biliyoruz... Bizler ortak bir inanca sahibiz
ve kardeşiz. Kimi zaman insanlar için hangi elbisenin moda olduğu,
en son model arabaların neler olduğu gibi maddi kavramlar dışında
hiçbir değerin kalmadığı günümüz Amerikasında, sizin gibi Allah'a
karşı sorumluluklarını yerine getiren, zekat veren, bağışta bulunan
daha geniş bir ufka sahip insanlarla olmak çok güzel. Bu harika
bir şey. Siz yanında bulunulmaktan çok zevk alınacak insanlarsınız.64
Amerikan Medyasında İslam
Günümüzde medya, kamuoyunun yönlendirilmesinde en
etkili faktörlerden birisidir. Medyanın yönlendirmesi ile toplum
ya bir konuya sempati duymakta ve onu benimsemekte, ya da konuya
antipati duymakta ve karşı harekete geçmektedir. Amerikan halkının
İslam'ı öğrenmesinde ve benimsemesinde ise medyanın önemli bir
rolü olmuştur.
Yakın geçmişe kadar İslam, Amerikan medyasının belli
kesimlerinde genellikle olumsuz tanıtımlarla yer almış, halkın
zihninde İslam'ın yalnızca Arap toplumlarına ait bir din olduğu
kanaati oluşturulmaya çalışılmış, Araplar hakkında ise olumsuz
bir tablo çizilmişti. Ancak yanlış bilgilerle ve ön yargılı bir
bakışla hazırlanan bu haberler toplum üzerinde beklenenin tam
tersi bir etki yapmış, kamuoyunun İslam'dan uzaklaşması beklenirken
aksine İslam, Amerika'da en hızlı büyüyen din haline gelmiştir.
Bu haberler İslam'ı ve Müslümanları Amerikan halkının hayatına
sokmuştur. Böylece İslam'ı bilmeyen pek çok insan İslam'dan haberdar
olmuş ve İslam'a ilgi duymaya başlamıştır. Bu, aynı zamanda Allah'ın
"... Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey,
sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için
bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi,
216) ayetinin de bir tecellisi olmuştur.
İlk bakışta olumsuz olarak değerlendirilen İslam
aleyhindeki söz konusu medya yayınları, yanlış haber akışını engelleyecek
ve halka doğru bilgi ulaştırabilecek yayınların yapılmasına da
aracı olmuştur. Önceki sayfalarda Amerikan yönetiminin İslam'la
ilgili politikalarından birisinin de toplu iletişim araçlarını
kullanarak, halkın İslam hakkında doğru bilgilendirilmesini sağlamak
olduğuna değinmiştik. Albright döneminde başlayan bu bilgilendirme
kampanyasının temel amacı, zaman zaman Amerikan medyasında yer
alan ve İslam'ı yanlış tanıtan haberler nedeniyle oluşabilecek
toplumsal gerilimi ortadan kaldırabilmekti. Bununla birlikte Müslüman
nüfusunda görülen yoğun artış da medyanın dikkatini Müslümanların
üzerine çevirmesine neden oldu. Bu iki unsurun etkisi ile 90'ların
son yıllarında İslam ve Müslümanlar, Amerikan medyasının en önemli
konularından biri haline geldi.
Bu haberleri önemli kılan bir yön de, hemen her haberde
mutlaka Müslümanların düşüncelerine, inançlarına yer verilmesi
ve bu haberlerin İslam'ı insanlara anlatan bir mesaj haline gelmesi
idi. Müslümanların günlük hayatının, dünyaya bakış açılarının
anlatıldığı bu haberlerde özellikle sonradan İslam'ı seçen kişilerin
görüşlerine yer verilmekteydi. Bununla birlikte çoğu zaman İslam
tarihi, İslam inancının temeli, Kuran'ın içeriği gibi konular
özel bir bölüm olarak bu haberlerle birlikte sunuluyordu. Özellikle
gazete ve televizyonların internet sayfalarında, İslami sitelerin
adreslerine de yer ayrılmakta, böylece daha detaylı bilgi edinmek
isteyenlere kolaylık sağlanmaktaydı.
Söz konusu bilgilendirme süreci 11 Eylül'den sonra
kamuoyundan gelen talebin de etkisi ile ivme kazandı. Hemen hemen
bütün büyük gazeteler, İslam'da terörün olup olmadığı konusunu
araştırmaya başladı ve bu araştırmalar, akademisyenlerin, din
adamlarının, tarihçilerin, siyaset bilimcilerin görüşlerinin de
yer aldığı kapsamlı haberler halinde halka sunuldu. Bu araştırmalar
sonucu Amerikan halkı bir kez daha İslam'ın barış dini olduğunu
gördü ve kendi inançları ile İslam dini arasındaki ortak yönleri
öğrendi. Gazetelerin yanı sıra büyük kitlelere ulaşan televizyon
kanallarında da İslam, hakkında en çok program yapılan konu haline
geldi.
Kuşkusuz bu sürecin İslam'a yönelişin artmasında
önemli bir payı olmuştur. Pek çok insan daha önce İslam hakkında
sadece birtakım kulaktan duyma bilgilere sahipken, bu süre zarfında
kendi çabası ile ulaşmakta zorlanabileceği bilgilere hiçbir zahmete
girmeden ulaşma imkanı bulmuştur.
|

Ünlü Newsweek dergisi
11 Şubat 2002 tarihli sayısında 8 sayfasını Kuran'ı incelemeye
ayırdı. 'Başlangıçta Yalnızca Kutsal Kitaplar Vardı' başlığı
ile verilen haberde, her üç İlahi kitabı da Allah'ın vahyettiği
ve dinler arasında çatışmaya gerek olmadığı vurgulanmaktaydı.
Kuran'da nasıl bir ahlakın emredildiği, Müslümanların Hıristiyanlara
ve Yahudilere bakış açısının ne olduğu, İslam'a göre bir
insanın nasıl yaşaması gerektiği haberde ele alınan konular
arasındaydı. Kuran'ı ilk defa okuyan pek çok Hıristiyan'ın
Hz. İsa, Hz. Davud, Hz. İbrahim, Hz. Yunus gibi kendi kitaplarında
isimleri geçen peygamberlerin hayatlarına Kuran'da ne kadar
çok yer verildiğini gördüklerinde şaşıracaklarının belirtildiği
haberde, Kuran'da asıl olarak adalet, merhamet ve şefkat
üzerinde durulduğu vurgulanıyordu.
|
Kuran-ı Kerim Amerika'da
En Çok Satılan Kitap Oldu
Önceki bölümlerde değindiğimiz
gibi Amerika'da İslam'ın yükselişi 11 Eylül olayları ile birlikte
büyük bir hız kazanmıştır. Bunun en önemli göstergelerinden birisi
ise, saldırılardan sonra uzun süre pek çok eyalette, Kuran'ın
en çok satılan kitap olmasıdır. Amerika'da Kuran'a olan ilgi o
derece artmıştır ki, Kuran'ın İngilizce baskısını yapan yayınevlerinden
biri olan ünlü Penguin Books, 11 Eylül sonrasında 20 bin ek baskı
yaptıklarını açıklamıştır.65
Kuran'a olan bu yoğun ilgiyi, 'People
Want to Know, so Koran is Bestseller' (İnsanlar Bilmek İstiyorlar,
Bu Nedenle Kuran En Çok Satan Kitap) başlıklı haberi ile ele alan
USA Today gazetesi ise, 11 Eylül'den sonra Kuran satışlarının
beş kat daha arttığını vurgulamıştır.66 Haberde
görüşlerine başvurulan ünlü teolog John Esposito ise, bu ilgiyi
açıklarken önemli bir nokta üzerinde durmuştur:
Kuran'ı güçlü kılan hususlardan
birisi şudur; bir Müslüman veya herhangi bir insan Kuran'ı eline
alıp herhangi bir sayfasını açıp okuduğunda, hayatın özüne dair
alması gereken mesajı alır.67
Bir yanda Kuran en çok satılan
kitaplar listesinin birinci sırasında yer alırken, diğer yanda
bazı eyaletlerde devlet okullarında kimi zorunlu derslerde öğrencilerden
Kuran'dan ayetler ezberlemeleri istenmektedir. Örneğin California
eyaletinde, Byron'daki devlet okulunda yedinci sınıfa giden öğrencilerin
üç hafta süren bir ders programı ile İslam hakkında detaylı bilgi
edinmeleri planlanmıştır. Buna göre öğrencilerin, Kuran'dan ayetler
ezberlemeleri, İslam tarihi ve Hz. Muhammed'in hayatını öğrenmeleri,
hatta ders boyunca birbirlerine kendilerinin seçtikleri Müslüman
isimleri ile hitap etmeleri düşünülmüş ve bu program hemen uygulamaya
konulmuştur. Bununla birlikte öğrencilerin Müslümanların ibadetlerini
nasıl yerine getirdiklerini, İslam'ın şartlarının neler olduğunu
öğrenmeleri de öngörülmektedir.68
Maine Eyaleti de Kuran'a ilginin yoğun olduğu eyaletlerden
birisidir. 11 Eylül olaylarından birkaç gün sonra Kuran ve İslam
tarihi kitaplarının satışlarında büyük artış görülmüştür. 22 Eylül
2001 tarihli Bangor Daily News gazetesi Maine halkının İslam'a
olan ilgisini 'Mainers Studying Tenets of Islam' (Maine Halkı
İslam'ın İnançlarını Öğreniyor) başlığı ile haber yapmıştır. Haberde
yer alan bilgilerden bir kısmı şöyledir:
Amerikalılar geçtiğimiz hafta yaşanan
olayla mücadele etmeye devam ederken, Maine halkı da Müslümanların
büyük çoğunluğunun neye inandığını bulabilmek için ansiklopedileri,
tarih kitaplarını, biyografileri ve Kuran'ı inceliyor. Aşağı Bangor'da
bulunan Gig Weeks Kitap Evi yetkilisi elindeki tek kopya hariç
tüm Kuranların satıldığını söylüyor. Bu arada yayıncıların pek
çok kitabı yeniden basmasını sağlayacak kadar da sipariş aldıklarını
belirtiyor. Border Kitap Evi'nde çalışanlar ise 11 Eylül'den beri
5 adet Kuran sattıklarını, bundan önce ise 1 Ocak'tan 10 Eylül'e
kadar yalnız bir adet Kuran satıldığını söylediler.69
Haberin geri kalan bölümünde Maine
halkının İslam'a olan ilgisini gösteren başka bilgiler de yer
almaktadır. Örneğin, Bangor Teoloji Okulu öğrencileri, normal
koşullar altında sene sonunda alacakları İslam tarihi derslerine
hemen başlamak istemişler ve bunun üzerine okulun eğitmenlerinden
Dana Sawyer da öğrencilerine Kuran'ı ve Hz. Muhammed'in hayatını
anlatan dersler vermeye başlamıştır. Sawyer, derslerinde öğrencilerine,
tüm Müslümanları terörist ilan etmenin, bir Hıristiyanın işlediği
suçtan tüm Hıristiyanları mesul görmekle aynı anlama geldiğini
anlatmaktadır.70 Ünlü ekonomist Jeremy Rifkin
ise The Guardian'da yayınlanan 'Dialogue is Necessity' (Diyalog
Şart) başlıklı yazısında, önce 11 Eylül tarihine kadar İslam hakkında
bir şeyler okuyup araştırma yapmadığı için kendisinden utandığını
söylemiş, daha sonra da İslam'ı öğrenme girişiminde yalnız olmadığını
anlatmıştır:
Bunu söylemeye
utanıyorum, ama 11 Eylül'den önce İslam'a gereği kadar önem vermemiştim.
İsrail ve Arap komşuları arasındaki tarihi mücadele hakkında genel
bir bilgim vardı. Bir de petrol üzerine Batı ile yaşanan mücadeleyi
biliyordum... 5000 Amerikalının hayatına mal olan bu dehşet verici
olaydan sonra İslam ilgimi çekmeye başladı. O günden beri diğerleri
gibi ben de, İslam'ın kuralları, iç bölünmeleri, ileriye yönelik
söylemleri, Hıristiyanlıkla ve Batıyla benzerlikleri ve farklılıkları
üzerine okuyup duruyorum. Üstelik bu işte yalnız değilim. The
New York Times'da yayınlanan en çok satılan kitaplar listesinde
yer alan 15 kitabın 7 tanesi İslam'la ilgili. Kuran şu anda en
çok satılan kitap. Öyle görünüyor ki, tüm dünya büyük bir sınıfa
dönüşmüş.71
|

Economist dergisinde yer alan İslam ve Batı bölümünde ise,
Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasındaki diyalog, 'Papaz
ve İmam Soruyorlar: Gerçekten Kavga Etmek Zorunda mıyız?'
başlıklı haber ile verilmektedir.

Ünlü ekonomist Jeremy Rifkin, The
Guardian gazetesinde yayınlanan 'Diyalog Şart' başlıklı
yazısında İslam'ı tanımanın ve doğru anlamanın önemine işaret
etmektedir.
|
|
Müslüman Bir Lider
Ulusal Anma Töreninde Konuşma Yaptı
11 Eylül saldırılarında
hayatlarını kaybeden kişiler için 14 Eylül günü yapılan
Ulusal Anma Töreninde, Başkan Bush'un özel davetlisi olarak
Müslüman lider Muzammil Sıddıqi de bir konuşma yaptı. George
Bush ve Colin Powell gibi üst düzey devlet adamlarının,
askerlerin, bürokratların ve yakınlarını kaybedenlerin katıldığı
tören, Ulusal Katedral'de gerçekleştirildi. Muzammil Sıddıqi
konuşmasında hayatını kaybedenler için dua etti ve Kuran'dan
ayetler okudu.


Katedral'de Hıristiyanlar ve Müslümanlar
birlikte dua ettiler.
|
|
Amerikan Kongresi'nde
Kılınan Cuma Namazları
Kongre'de
çeşitli kademelerde görev yapan Müslümanların Cuma günü
namazlarını kılabilmeleri için kendilerine tahsis edilmiş
bir mescidleri vardır. Kongre'deki Müslümanlar ilk olarak
1998 yılında, Senatör Tom Campbell'in basın danışmanı olan
Suhail Khan'ın önderliğinde sohbet etmek için ayda bir kere
biraraya gelmeye başladılar. Bir müddet sonra hükümetin
diğer bölümlerinde çalışan Müslümanların da katılımı ile,
o gün müsait olan odada, Cuma namazları kılınmaya başlandı.
Ancak topluluğun sayısının iyice artması nedeniyle artık
günlük olarak bulunan müsait odalar Müslümanlar için yeterli
olmuyordu. Kongre idaresi ile yapılan görüşmeler neticesinde,
Müslümanlara toplanıp sohbet edebilecekleri, Cuma günleri
namazlarını kılabilecekleri bir mescid tahsis edildi. Şimdi
ortalama 50-60 kişinin katılımı ile Kongre'de ve hükümette
görev alan Müslümanlar her Cuma bu mescidde biraraya gelebiliyorlar.72
|
|
Bush: "Kuran, Aldığım
En Güzel Hediye"
Eylül
2001 günü Başkan Bush, Amerikan Müslüman organizasyonların
liderlerini Beyaz Saray'da kabul etti. İslam'ın insanlara
yalnızca barışı ve iyiliği telkin ettiğini söyleyen Bush'u
bu görüşme sırasında etkileyen olaylardan birisi de Müslüman
liderlerin kendisine hediye ettiği Kuran-ı Kerim'di. Kuzey
Amerika İslam Topluluğu (ISNA) başkanı Dr. Muzammil Sıddıqi'den
aldığı bu hediyenin ne kadar hoşuna gittiğini, toplantı
sonrası yapılan basın toplantısında Bush şöyle dile getiriyordu:
"Bana Kuran hediye eden İmam Sıddıqi'ye, 'Bana verdiğiniz
hediye için, Kuran için size çok teşekkür ederim. Çok titizlikle
seçilmiş bir hediye' dediğimde bana, 'Bu benim size verebileceğim
en değerli hediye' diye cevap verdi. Bu gerçekten beni çok
duygulandırdı."73
|
|
Amerikan Başkanı Camiyi
Ziyaret Etti
11
Eylül saldırılarının ardından, başta Amerika'da olmak üzere
Müslümanlar ve Ortadoğu kökenli bazı kimseler çeşitli saldırılara
ve tacizlere uğradılar. Hem bu haksız saldırıları önlemek,
hem de 11 Eylül günü gerçekleşen olayın İslam'la hiçbir
ilişkisinin olmadığını vurgulamak üzere 17 Eylül 2001 günü
Başkan Bush, Amerika'nın en eski camilerinden biri olan
Washington İslam Merkezi'nin camisini ziyaret etti. İslam'ın
barış dini olduğunu, terörist saldırıların İslam'la ve samimi
Müslümanlarla hiçbir ilişkisinin olmadığını vurguladığı
bu konuşmasında Bush, masum ve sivil Müslümanlara zarar
veren insanların da en az terörist saldırıları yapanlar
kadar haksız olduğunu dile getirdi. Kalabalık bir topluluğun
bulunduğu, pek çok ulusal ve uluslararası televizyon kanalı
tarafından da naklen yayınlanan konuşmada Bush Kuran'dan
şu ayeti okudu: "Sonra kötülük yapanların uğradıkları
son, Allah'ın ayetlerini yalanlamaları ve alay konusu edinmeleri
dolayısıyla çok kötü oldu." (Rum Suresi, 10)74
|
|
Amerikan Kongresi
İlk Defa Kuran Okunarak Açıldı

Maryland Eyalet Senatosu da
Kuran okunarak açıldı.
|
2001 yılında Amerika'da tarihi bir olay daha yaşandı. Her
yıl Kongre'nin açılışı sadece İncil ve Tevrat okunarak yapılırken
bu yıl ilk defa, açılışta Kuran da okundu. Kuşkusuz bu hem
ABD'de yaşayan Müslümanlar hem de tüm dünya Müslümanları
için oldukça önemli bir gelişmedir. Dünyanın tek süper gücü
olan ABD'nin yasama merkezinde Kuran okunuyor olması bundan
birkaç yıl önce hiç kimsenin tahmin edemeyeceği bir olaydır.
Ve bu durum Amerika'da İslam'ın ne kadar büyüdüğünü gösteren
dikkat çekici örneklerden birisidir.
|
|
Amerikan
Devlet Kurumları İslam'ı Öğretiyor

Amerika'da Müslümanların
sayısının gittikçe büyümesi ve İslam'ın toplum hayatında
etkinliğinin artması, çeşitli devlet kurumlarının personelini
İslam hakkında bilgilendirmeye başlamasına sebep olmuştur.
Bu kurumlardan birisi de FBI'dır.
|
|
Hawai'de Müslüman
Olanların Sayısı Artıyor
Amerika'nın
çeşitli bölgelerinde olduğu gibi Hawai'de de Müslümanların
sayısı sürekli artmaktadır. Üstelik Hawai'de sonradan Müslüman
olanların büyük çoğunluğunu askeri üste görev yapan kişiler
oluşturmaktadır. Bu kişilerden biri olan Heather Ramaha,
Pearl Harbour'daki donanmada çalışmaktadır. Eşi de Müslüman
olan Ramaha, 11 Eylül saldırılarından sonra Müslüman olmaya
karar vermiştir. Hawai Müslümanlar Birliğinin başkanı olan
Hakim Quansafi 11 Eylül'den sonra Hawai'de Müslümanların
sayısında gözle görülür bir artış olduğunu açıklamıştır.
Quansafi'nin verdiği bilgilere göre 11 Eylül'den önce ayda
ortalama 3 kişi Müslüman olurken, saldırılardan sonra geçen
yaklaşık iki aylık sürede 23 kişi Müslüman olmuştur.
Hawai gazetelerinde Müslümanlarla ilgili yer alan haberler.
Soldaki haberde Hawai Müslümanlar Birliği liderinin 11 Eylül
saldırılarını kınadığı bildirilmektedir. Sağdaki haberin
başlığı ise, "Hawai'de Daha Çok İnsan Müslüman Oluyor".
|
|
Latin Amerika'dan
ABD'ye Göç Edenler Arasında İslam Yayılıyor


Amerika'ya en yoğun göç dalgası Latin
Amerika ülkelerinden gelmektedir. Bugün pek çok eyalette,
İspanyolca , İngilizce ile birlikte en çok konuşulan dildir
ve bu nedenle tabelalar İngilizce ve İspanyolca olarak hazırlanmaktadır.
Latin Amerika'dan Birleşik Devletler'e göç edenlerin önemli
bir özelliği de, bu kişiler arasında İslam'a dönenlerin
sayısında gözle görülür bir artış yaşanmasıdır.
Los Angeles, New York, Newark ve Chicago'da yoğunlaşan Latin
Müslümanların sayısının 40 bini geçtiği tahmin edilmektedir.75
Latin Müslümanlar organize ettikleri sivil hizmetlerle de
ilgi toplamaktadırlar. Örneğin üyelerinin çoğunluğunu Harlemlilerin
oluşturduğu 'Alianza Islamica' (İslam Birliği), geçtiğimiz
yıllarda uyuşturucu, AIDS ve çetelerle verdiği mücadele
ile önemli başarılar elde etmiştir.
|


İslam'ın Yükselişi Devam
Edecek
Buraya kadar okuduğumuz bilgileri alt alta koyduğumuzda
ortaya çok çarpıcı bir tablo çıkmaktadır: İslam Amerika'da gittikçe
güçlenmekte ve hızla yayılmaktadır. Üstelik, kitabın ilerleyen
bölümlerinde de göreceğimiz gibi, bu yükseliş sadece Amerika ile
sınırlı kalmamakta, İslam dalga dalga tüm dünyaya yayılmaktadır.
Bunların her biri olağanüstü gelişmelerdir ve Allah'ın izni ile,
çok daha önemli gelişmelerin ilk işaretleri niteliğindedir. Dolayısıyla
bu gelişmeler iman edenler için güzel bir müjde, aynı zamanda
şevk ve heyecan kaynağıdır.
Allah Kuran'da hak dinin muhakkak galip geleceğini
bildirmiştir. Bu ayetlerden birisi şu şekildedir:
Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen
O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı
üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saff Suresi, 9)
Bu nedenle tüm bu gelişmeleri değerlendirirken bunların
Allah'ın birer vaadi olduğunu unutmamak gerekir. Yaşanılan gelişmelerin
bu bakış açısıyla değerlendirilmesi, konunun öneminin gereği gibi
takdir edilmesi açısından da önemlidir. Aksi takdirde bu olaylar,
hayatın akışı içerisinde gerçekleşen sıradan gelişmeler gibi düşünülecek
ve sadece birtakım siyasi gelişmelerin neticeleri olarak değerlendirilecektir.
Oysa gerçek çok daha farklıdır. Gerçekte, yaşanılan her an Allah'ın
kaderde önceden belirlediği şekliyle yaşanır. Kimin nerede hangi
şekilde İslam'a yöneleceği, hangi kitap evinde ne kadar Kuran
satılacağı, hangi devlet adamının ne şekilde İslamiyete ilgi duymaya
başlayacağı ve bu ilgisini ne zaman nerede ne şekilde ifade edeceği
Allah'ın önceden belirlemiş olduğu şekli ile gerçekleşmektedir.
Elbette Allah görünürde her bir gelişme için bir
sebep yaratmaktadır, ancak aslında takdir edilmiş olan bir kaderin
yaşandığının da unutulmaması lazımdır. Söz konusu gelişmeler bu
bilinçle değerlendirildiğinde, Allah'ın bizi bu önemli gelişmelerin
yaşandığı dönemde yaratmış olmasının şükredilmesi gereken bir
nimet olduğu da anlaşılır. Çünkü yaşanılan her bir olay, çok daha
önemli ve büyük gelişmelere aracı olmakta, Müslümanların asırlardır
bekledikleri kutlu dönemin yaklaştığını müjdelemektedir. Bu nimet
karşısında yapılacak şükür ise hem sözlü olarak hem de fiili olarak
gerçekleştirilmelidir. Fiili olarak yapılacak şükür, Kuran ahlakının
dünyaya hakim olmasını hızlandırmak için çalışmaktır. Bu da bir
yandan bu hakimiyete engel olmaya çalışan din dışı ideolojiler
ile fikri olarak mücadele etmeyi, bir yandan da Kuran ahlakını
her fırsatta insanlara ulaştırmak için çaba göstermeyi gerektirir.
İslam'ın dünya genelinde yükselişini ele alırken
üzerinde durulması gereken önemli bir nokta daha vardır. Bu yükselişin
yanı sıra zaman zaman farklı ülkelerde, farklı yönetimler ve çevreler
tarafından Müslümanlara yönelik baskılar devam edebilmekte, Müslümanlar
çeşitli zorluk ve sıkıntılarla karşılaşmaktadırlar. Ancak bu durumun,
kitapta ele aldığımız konulardan bağımsız olarak değerlendirilmesi
gerekir. Yaşanan baskılar ve zorluklar, İslam'ın dünya çapında
hızla büyüdüğü, İslamiyet'e duyulan ilginin dalga dalga yayıldığı
ve Müslümanların sayısının gün geçtikçe arttığı gerçeğini göz
ardı ettiremez. Bu nedenle özellikle Batı dünyasında yaşanan İslam'a
yöneliş süreci, yine Batı içerisinde bazı çevreler tarafından
İslamiyet'e ve Müslümanlara karşı izlenen ön yargılı tutumlarla
ve saldırganca tavırlarla karıştırılmamalı, bu iki yaklaşım iki
ayrı konu olarak ele alınmalıdır.

Aynı şekilde Batı dünyasının da İslamiyet'i değerlendirirken,
Kuran ahlakını ve bu ahlaka uyan samimi müminleri kıyas alması
gerekir. Aksi takdirde alınan kararlar ve yapılan uygulamalar
dünya barışını destekleyecek, huzur ve güvenliği sağlayacak nitelikte
olmaktan ziyade, ayrılıkları körükleyecek ve diyaloğu zedeleyecek
nitelikte olabilir. İki medeniyet arasında kurulacak diyaloğun
temelini, samimi olarak Allah'a iman eden ve Allah'ın emrettiği
güzel ahlakı savunan vicdan sahibi kişiler oluşturacaklardır.
Bu diyaloğun sağlamlaşması, huzura ve barışa karşı olan, çatışmaları,
kavgaları ve savaşları savunan, şiddeti temel alan her türlü görüş
ve ideolojinin yok edilmesi anlamına gelmektedir. Terörle, şiddetle
ve dünya barışına zarar veren her türlü unsurla yapılacak mücadelenin
asıl dayanak noktası bu uzlaşma ve diyalog olmalı ve bu mücadele
fikri zeminde yürütülmelidir. Dünya toplumlarına barış ve güvenlik
getirmek için atılan adımların, yanlışlıkla masum insanlara zarar
vermesini, farklı amaçlar için kullanılmasını önlemenin en önemli
yolu da bu yaklaşım olacaktır.
    
|